Blog

Category description is an optional


Şehirde yaşamak köyden daha zormuş dedi içinden o iç sesiyle, sattığı tarlasıyla eviyle tüccarlık yapıyor az çok kazandığıyla idare ediyordu. Semaveri yanı başında ayırmaz çayı her zaman hazırdı. Esnaf arkadaşlarıyla başında toplandıklarında, kent hayatının zorluğundan köy hayatının kolaylığından güzelliklerinden mahrum kalarak buraya tıkanmış kalmış olmanın sancısından söz ederken, yaşamlarının hiç rahat olmadığından, şık ve güzel giyinseler de güzellik katmadığından söz ederek demli çaydan yudum yudum içiyorlardı… Şehrin çekiciliğine cazibesine aldandıklarından olsa gerek …

gölgelerin kıvrımlarında kalmış makûs maskeler  dirilmeden, kavi ruhun intihallerine uğramadan düştüler  düştüler çünkü harbin son sireni esaretle çaldı  insanlık bunu ipek böceklerine sarılırken anladı  sarıldılar ipeği diri bir kadının boynuna  o an harp, özlemi oğlundan çevirecek aklı andırırdı  vicdana iman etmiş aklı  yurdu, ufku, kuşku pusulalarından arınık bir aklı    bilgeler sarp sapaklıkların seçkin tayları  gittikçe sığınak erbablığı yapan uzun ve iri …

Yabancıyım! Bu yabancılık bir çağa ya da bir topluma yahut düzene duyulan türden bir yabancılık değil. Ömrümü geçirdiğim sokağa yabancı olmak için görünürdekinin de görünmeyenin de tamamen değişmesi gerekir. Ama ben aynıyım ama sen de aynısın, aynıyız; olması gerektiği şekilde, fazlasıyla aynı. Hem eğer değişiyorsak da eminim bunu da birlikte yapıyoruz, tıpkı bir saatin çarkları gibi. Ama yine de bir yabancılık hissini inkâr edemem. Galiba yaşam bir yağmur gibi yeryüzüne …

EDEBİYAT: ÇAĞATAY ÜGE-YAZIK Düşünüyorum da, ne için çalışıyorum ki? Ne için güzel uykumdan ediyorum kendimi? Saatlerce, günlerce uyuyabilirim. Hiç kalkmadan, şu koltukta bütün ömrümü tamamlayabilirim. Kendi kendime çürümek varken, ne diye dışarıda, başkalarının işleri, başkalarının uğraşları için; birilerinin gözüne birilerini sokmak, birilerini kazançlı çıkarmak, birilerini iyi yerlere getirmek için tüketiyorum kendimi? İşin var, bu saatte …

Yağmur sonrası toprak kokusunu ilk keşfedişimi hatırlıyorum da zihnime ve yüreğime öyle iyi gelmişti ki, bana, bedenimde gezinen cana ait birşeyler var bu kokuda demiştim. Sonra müptelası olmuş, çilingir sofralarının mezesi, bir çilekeşin izmariti gibi olmazsa olmazlarıma dahil etmiştim. Evet evet her zaman yağmayan o yağmur ve betonlar içerisinde her yağmurda kokmayan o toprağa rağmen, …

Hayaller, hedefler, planlar hepsi birden; hayat denilen döngüsel zaman sahnesinde A noktasından B noktasına vardığımız şiirsel bir döngü… Doğumdan ölüme, başlangıçtan bitişe, ezeli ve ebedi bütün ihtiraslarımızın ötesinde bizi ölüm denilen yepyeni doğrusal bir düzleme çıkarmak için elinden gelen bütün gayreti sarf eden hayat, bütün acizliğimizde evrenin karanlık sularında hapsedebilme cüretini kendisinde görmektedir. Yalnız, kimsesiz, …

“Boşluk.” Dedim. Boşluk olarak tanımlardım hayatımı. Karşımdaki insanı süzdüm tepeden tırnağa, şımarık cevabıma vereceği tepkiyi ölçmeye çalıştım. Ne de olsa orta yaşlı kesim değil miydi doğduğumdan beri bilinçsiz bir şekilde memnun etmeye çalıştığım? Orta yaşlı kesim değil miydi hayatımdan ne zaman memnun olmasam şükretmem gerektiğini falan söyleyen? Gerçekçi olmak lazım beyefendi, ne siz benim doğduğum …