Cuma, Eylül 30 2022

Kalemdaş

İlkyaz olarak, kapasitemiz gereği her ay çevirileriyle üç ana esere yer verebiliyoruz. Yapılan oylamalar sonucunda ilk üç içerisinde yer bulamayan fakat yayımlanmıyor olmasının hem yazara hem de okura haksızlık olduğunu düşündüğümüz nitelikli eserler için de özgül bir alan açmayı ihtiyaç gördük. Okurla buluşmayı sonuna dek hak eden çalışmaları çevirisiz paylaşacağımız bu müstesna köşeye “Kalemdaş” ismini verdik.

Gök atları güller getiriyor Hastayı yalnız bırakmayalım lütfen Mahya veren Allah’ın elleridir elleriniz Duyuyorum Mumların kıyısında beni arıyor yüzüm   Sesimi yıllar önce vurdular Şemsiyelere gülmedi yağmurlar Kelebekler mevsimi değil Hastayı yalnız bırakmayalım lütfen Yaşamak var ölmekten daha sıcak    Ellerimi kuşları severken unuttum  Banklar gibi uzakları seyrediyor ağzım  Şey, biraz kalbinizi açar mısınız Hava …

  Her şey bir lisanla başladı İnsan insana bir lisanla çiçek açtı Şehirden iki yolcu çıktı yollara Yol dediysem, sınırları belli değil Sınır koymak yakışmazdı onlara   İnsan ait olmadığı yerde buldu aradığını Ben aradım mı bulduğumu? Satılmış özgürlüklerimden vazgeçtim Hoş, hiç gözüm olmamıştı Dolaştığım mezarlıklarda buldum huzuru Sen dipsiz kuyular, çakmak çakmak gözler Üstü …

Titrek sokak lambasındaki son ışığız Yalnızız, çevrilmiş dört köşemiz Son baharda dökülmeyen son yaprağız Bir alev değil, buzdur bizi yakan Bir kanadımız doğuya diğeri batıya uzanır Keskin bakışlarımız güneşi eritir Ellerimiz aya ulaşır Bir uçsak  sıradağlar saklanır Çağ açar çağ kapatırız Bir hasretimiz vardır Evren kadar karmaşıktır Bir düşmanımız vardır İçten içe kemirir bizi Kenetlenmiş …

  Sustum dünyaya ellerimle konuşarak Sustum dünyaya; içimde rüzgar, fırtına Kime ne anlatayım ne söyleyeyim bilmem Kime ne neyle boğuştuğum, dağlınlığım Büyüdüm, avuçlarım büyüdü, gözlerim                   Ahali iki yüzünüz var belki iki yüz   Konuşmaların yitik bir çocuğu halbuki ruhum Ben susmaların insanı değilim, çocuğu değil Eskiyim, …

  İçgörü. Dağlar bıraktım ardımda Geçip şu bataklık üç gölü. Elimde bir avuç darı. Göğsümde bir avuç ölü. Sevdim dolaysız, duru. Gül ettim toprakta kanı, Bir ettim çoğu. Buldum anahtarı.   Kanatlarım düş gücü Bu göç derin. Göz kırparken değişti mevsim Karanlık beton ormanda yollarımız kesişti. Suya karıştı mürekkep Havada şiirimin külleri O artık senin.

aklaş  Sezebilirsen şayet  Susacaklarım var sana  Mesela vakit tamam olurken eksik kalan birkaç şeydir  Benim için yaşamak  Ne attımsa öğütülecek  Baktım değirmen taşı çatlak   Karıncalara düşer portremi sermek   Buralarda bizi en iyi atlar tanır ancak    Bir yanım dağlar arasında mukim   Öbürü küheylan üzerinde bir yolcudur ey Ulak   İnmek yasak  Demedin oyun ve oyalanmadır bu …

bir ormana büyütüyorum gözlerimi göğsümü bir ormana. bunca kapandıkları yeter bunca ağırlığa tövbe artık. kabulleniş bir çeşit direniş bugünlerde. sessiz sedasız bir çeşit başkaldırı. zulmün duvarları yokluyor kendini temelden çatıya. bunca ses yeter bir sussanız artık. yerine oturtmayacak söz manayı eksiltir. bunca kalabalık yeter tekilliğe çoğalıyorum. çünkü yalnızken de insan büyük bir savaştadır. artık tarih …

“Bu yaşıma kadar birçok insanla tanıştım. Çevremi hep kalabalık tutmakla uğraşıp durdum. Ne kadar kalabalık tuttuysam da o kadar kayboldum yanlarında. Yalnızlığımı bastırmaya çalışıyordum içlerine girdikçe. Olmadı… Çünkü içsel bir yalnızlıktı benimki. Bazen kalabalık fena hâlde hâletirûhiyyeme tatsız bir şekilde nüfuz etmeye başladığı zaman, içim hiç olmadığı kadar sıkılmaya başlardı. İşte tam da o zamanlar, …

      Benim adım Efluna. Mesleğim gereği bugüne kadar her türden bombayı imha ettim. Ama daha çok, gizlice etrafıma yerleştirilen ve ben anlayıncaya kadar çoktan patlayıveren insan bombalarını imha etmekle uğraştım. Nasıl zor iş bilemezsiniz. Hem onların kabloları görünür yerlerde de değil. Yanlış düzenekle uğraştığınızda ya siz de onlarla birlikte atomlarınıza ayrılırsınız ya da patlamaktan daha beter …

MENU

Back