Perşembe, Temmuz 16 2020

Kalemdaş

İlkyaz olarak, kapasitemiz gereği her ay çevirileriyle üç ana esere yer verebiliyoruz. Yapılan oylamalar sonucunda ilk üç içerisinde yer bulamayan fakat yayımlanmıyor olmasının hem yazara hem de okura haksızlık olduğunu düşündüğümüz nitelikli eserler için de özgül bir alan açmayı ihtiyaç gördük. Okurla buluşmayı sonuna dek hak eden çalışmaları çevirisiz paylaşacağımız bu müstesna köşeye “Kalemdaş” ismini verdik.

o vedalar ki bıçak mevsimidir mademoiselle écureuil bavula sığmayanların yürekte taşındığı yolculuklarda loş otobüslerin boğazladığı otogar akşamlarında bilet satılır yan koltuğu boş cesetlere kendilerine “yalnız ” yerine “yolcu” diyebilsinler diye o bilenmiş mevsimde senden sonra hiçbir çingene uğramıyor masamın ahşap tenhalığına öldürdüğü gülleri sevgine dikmek için konuşkan çingenelerden öğrendim rengahenk suskunlukları ve yürekten dile kıvrılırken …

0 48

Senin göğsünde yeşerir bir iris çiçeği Umudun kadar yeşil, Vedaların kadar yarım… Kuru teselliler arasında sakladığın huzur Karanlığın ortasında gün ışığına kavuşturur Ilık bir yaz mevsiminde, Senin ellerinde açar; umut çiçeği Yaraların kadar derin, Düşlerin kadar berrak… Mağrurluğu dinmiş yorulmalarının Gökyüzüne savurursun koyu hatıralarını, Üzerinde bir garip bahar telaşı

0 75

Tren yolculuklarında çocukluğumdan beri beni çeken bir şeyler olmuştur. Koca demir yığının en az kendisi kadar çetin raylar üzerinde ilerlerken yaptığı metalin ritmik müziği mesela. Hiçbir zaman nereye gittiğini bilmediğim insanlar ve onların çok değişik yüzleri. Gençliğimde, şehrin içinden geçen rayların hemen karşısında bir banka oturur, denk getirebilirsem geçen trenleri seyrederdim. İstasyona yaklaştıkları için ayaklanmış …

0 99

Bu şehirde yaşıyor yarım bir hayat Bu şehirde yürüyor adımlarından tanıyorum onu Sokak lambaları yıldızlardan dileniyor ışığını uzun zamandır Zaman avcunu açmış göğe mehil bekliyor karanlıktan Gece uzunca dolanıyor sokakları birkaç kez üst üste Elimde bir mumla kaldırımları yokluyorum Bir ağaç büyüyor yanıbaşımda Şakaklarımdan akıyor beyaz nehirler Karardıkça ömrümün dar mahalleleri birkaç kez üst üste …

0 138

dikildim karşısına belleğimin körfezi orada, orada yanan gemilerin cevapsız çağrıları köpüren dalgaların içtiğim tortuları dikildim karşısına belleğimin gürültü için üzgün değilim birilerine bir şeyler, misal küs beklenti/jön yıkıntı alo elveda/fanatik keder porselen yalnızlık/asabi melek dikildim karşısına belleğimin cebelleşiyoruz renkler ve ağ her köşesine mahsus çetrefil, rutin ispat tabii kutuplaşma değil zıtlık pekişir bizzat dikildim karşısına …

0 131

kalbin sadece balık çizebilen bir çocuk gibi nurhayat bir defaya mahsus ben de senin için çıkarım samsun’a sen yüzünü düşürünce küpeler ve halhallar kenara itilecek belli çünki iki dakka yanımda olmasan her yere sönük balonlar bırakasım geliyor -şu güğümü de hangi sobanın üstüne bırakacağımı tutturamam- yüzündeki şipşirin kavkıları söküp durdukça  bütün derimi ön dişlerimle soyup …

0 96

telaş dolu rüzgarların, yüzleri okşadığı yalnız günler hatırlıyorum. toplanın eski dünyanın ölüleri! dinleyin yirmi birinci asrın salgınını. dinleyin on günde, nasıl ipotek koyduğunu şehirlerin, ömürlere. -i- mezar taşlarından para çekilen bir çağda, charonion gondolunu satmak, kararını aldı sonunda. işler kesat, ruhlar cimri. ekmek parasını dahi çıkaramazdı zavallıcık. tak etmiş olacak canına, satılığa çıkardı bir sitede. …

0 101

Benim yangın merdivenim şiir yazmak ve okumak. Bazen sigara içmeye çıkarım yangın merdiveninin ruhuna tezat olarak. Bazen, ya yangın çıkarsa diye o korkuya sarılmak.   Karanlık bir sokaktır, ışığı fazla yoktur, az yokuştur şiir yazmak . Az daha aydınlıktır, pileli bir etek, vatkalı bir ceket, köstekli bir saattir şiir okumak. 25 yaşımdan 3 parmak kalındır kar tabakası. Mevcudiyetimizden 3 arşın geri. …

0 29

dolaştım, yedi kıta bir dünya.. gördüm iklimlerini saydım adım adım iki insan arası uzaklığı -bir gözden diğerine birkaç bin kilometre hüzün kilometrekare yüz(ün)ölçümü- ihtiyarlığıma büyüyüp çocukluğuma düştüm düşe-kalka yürüdüm koştum düşe-kalka yedi kıta bir çocuğu düşümde gördüm.. kömür karası, mısır püskülü, kir tutmuş beyaz buğday tanesi rengi insanlar gördüm gördüm tenin rengini, rengin renge verdiği …

0 71

MENU

Back

Abone Ol!

E-posta listemize kaydolarak aylık yeni yazı ve yazarlardan haberdar olabilirsiniz.