Pazartesi, Aralık 6 2021

Kalemdaş

İlkyaz olarak, kapasitemiz gereği her ay çevirileriyle üç ana esere yer verebiliyoruz. Yapılan oylamalar sonucunda ilk üç içerisinde yer bulamayan fakat yayımlanmıyor olmasının hem yazara hem de okura haksızlık olduğunu düşündüğümüz nitelikli eserler için de özgül bir alan açmayı ihtiyaç gördük. Okurla buluşmayı sonuna dek hak eden çalışmaları çevirisiz paylaşacağımız bu müstesna köşeye “Kalemdaş” ismini verdik.

Güneş söndü. Dünyalılar bunu sekiz dakika sonra farkedecekti. Neden söndüğünü anlamalarına ise ne zamanları ne de imkanları olacaktı. Veysel, 34 yaşında bir devlet memuruydu. Kredi kartından kesilen yıllık aidat ücretine itiraz etmek için o sabah işinden zar zor izin almış ve bankaya uğramıştı. Otomattan sıra numarasını aldı. Banka ağzına kadar doluydu ve müşterilerin beklemesi için koyulan tüm koltuklar doluydu.   Veysel numarasına baktı. 662 yazıyordu. Kolonlardan …

Ben aslında Afrika’da bir aslanı uyandırmaktan Issız adadan yüzerek kaçamamaktan Kayıkla fırtınaya yakalanmaktan Dağa tırmanırken halat koparsa Bir kayaya çarpıp parçalanmaktan Korkmak istiyorum, henüz yaşarken Ama ben sadece Çayım sıcaksa dilim yanar diye Basamağı görmeyip düşersem bir de Kuşumu boğsa soğuk, öldüresiye Verdiğim su çiçeklere fazla gelirse Düşüncelerim bana ait değilse Diye korkuyorum Niye korkuyorum …

Tatlı bir soğuk vardır ya Yaz gecesi soğukluğu Neden sadece ayakları üşütür öğrendim Bedene en uzak parçasıymış vücudun Kendi özerkliğiyle üşüyen bir et parçasıymış meğer Acı bir yalnızlık vardır ya Duygusal gençliğin yalnızlığı Neden bizzat onları bulur öğrendim Günümüze en uyumsuz insanlarıymış toplumun Postmodern çağda sıkışıp kalmış romantik insanları Kaygılı bir düşünce vardır ya Daima …

Yine sabah oldu. Hiç olmamasını dilediğim sabahlar. Yatağımdan zor bela doğruluyorum. İrlanda çaydanlığının buharı ötüyor. Bu ses hemen hoşuma gidiyor. Bir hız doğrulup yatağımdan kalkıyorum. Ev halkı çoktan uyanmış, oturmuşlar sofraya. Hepsine sıkı bir selam veriyorum, böyle en içteninden. Hepsi sıcak bir o kadar soğuk. Babam elinde bir gazete gündemi okuyor. Gazetede tarih hemen gözüme …

Eski, tahta kapının demir kolunu çevirerek odadan içeri girmiştim. Parkeler çok gıcırdadığı için adımlarıma dikkat ederek ses çıkarmadan ilerlemeye özen gösteriyordum. Işığı açma zahmetine girmemiştim. Masada duran iki tane kırmızı küçük mumu yakıp bırakmıştım. Böylece düşüncelerimle daha kolay baş başa kalıyordum. Yatağa uzandım. Oda küçük olduğu için kışları çabuk ısınıyor, sıcacık oluyordu. Zaten sıcak olduğu için yorganı üzerime örtmedim. …

gölgelerin kıvrımlarında kalmış makûs maskeler  dirilmeden, kavi ruhun intihallerine uğramadan düştüler  düştüler çünkü harbin son sireni esaretle çaldı  insanlık bunu ipek böceklerine sarılırken anladı  sarıldılar ipeği diri bir kadının boynuna  o an harp, özlemi oğlundan çevirecek aklı andırırdı  vicdana iman etmiş aklı  yurdu, ufku, kuşku pusulalarından arınık bir aklı    bilgeler sarp sapaklıkların seçkin tayları  gittikçe sığınak erbablığı yapan uzun ve iri …

İşte ordaydı. Gelmişti. Pırıltı avizenin altında durmuş onu arıyordu gözleri. Masadan kalkıp kadına doğru yürümeye başladı. Yaklaştıkça güzelleşti. Güzelleştikçe daha çok sevdi. Sarı saçlarını okşamayı hayal etti.   ***   Gözleri masalarda dolaştı. İnce yüzünü görmeye çalıştı adamın. Geç kalmıştı belki de. Beklememiştir gitmiştir dedi içinden. Geç kalmak istememişti aslında. Birini geldiğini gördü salonun ortasından …

Gürüldeyen motoru susturmak için kontağı kapattığımda, büyük bir tarlanın yanındaydım. Parsellenmiş, işaretlenmiş ve birilerinin masasında küflenen dosyalarda verilere dökülerek kayıt altına alınmış bir buğday tarlasının yanındaydım. El frenini çektim ve her yeri gıcırdayarak isyan eden arabamın kapısını açarak ayaklarımı yere bastım. Kabaca dökülmüş asfaltın kenarlarını, eğimlenerek, uzaklaşmaya çalışan topraktan ayıran çakılları ayağımla biraz düzleştirdim ve …

Sıcaklığın mevsim normallerinin üzerinde olduğu bir nisan gününde, seher rüzgârı bir lütufmuşçasına esiyordu. Bu sırada içinde bulunduğu polis arabasının camından sigarasını tüttüren Celal, sabahın köründe devriyeye gönderilmesine küfürler ediyordu. Oysa bugün kızının doğum günüydü ve tüm günü onunla geçireceğine söz vermişti. Şimdi, neyin nesiydi ve nereden çıkmıştı bu devriye işi? Sözde mesai arkadaşı Zeki yataklara …

MENU

Back