Cumartesi, Ocak 29 2022

Kalemdaş

İlkyaz olarak, kapasitemiz gereği her ay çevirileriyle üç ana esere yer verebiliyoruz. Yapılan oylamalar sonucunda ilk üç içerisinde yer bulamayan fakat yayımlanmıyor olmasının hem yazara hem de okura haksızlık olduğunu düşündüğümüz nitelikli eserler için de özgül bir alan açmayı ihtiyaç gördük. Okurla buluşmayı sonuna dek hak eden çalışmaları çevirisiz paylaşacağımız bu müstesna köşeye “Kalemdaş” ismini verdik.

  Bu şehirde renkli kıyafet bir tek o kadın giyer. Şehrin siyah beyaz insanları onun renklerine henüz alışamadılar. Kadını her gördüklerinde gözleri şaşkınlıktan fal taşına döner…   İş yerinde bile patronu her defasında azarlar onu: Bir bak etrafına, senden başka renkli giyen var mı? Unutmuşum… – diye kadın gülümser ve patronu bir günlüğüne başından savmayı …

Düştük bu toprağa, gelir geçeriz Karun olsan, garip olsan ne fayda… Aynı birden gelir, bire göçeriz Bir kalp kıran kendin kırar, bilmez mi? Birlik olup meyve vermek gayemiz Kimi tohum, kimi gübre, kimi su… Ebedî aşktır en güzel meyvemiz Aşka varan ona varır, bilmez mi? Sanmayasın bu dünyayı kalıcı Sahte nimetlere kapılmayasın O cahiller sallasınlar …

Geçmişin yükü bir kar tanesidir ilk konduğunda Her geçen günü içine alıp çığ gibi büyür Gece vakti bir sürüngen gibi çöker yarını bekler El değmemiştir, kimselerin görmediği bir odadır Temelinde sen olan inşaattır günbegün yükselmekte Bir el arar dokunacak, bir ses bölsün ister geceyi Haramilerin yağması, itinayla bezeli bir paredir yürekte Uyanmak istememek, istemeyerek uyumaktır; …

Yığıldım usul bir şarkının özlemine Garip garip seyiren gözlerime sığındım Aldım durakları yollardan cebime astım Bir bekleyişin bekçisiyim belki de kim bilir   Usandım kokusuz karanlık balkonlardan Doludizgin sessizliğime utandım Dağ suladım yol ektim söz besledim Kim bilir bir alın çizgisinin sakladıklarını   Bana geldim kapıları annem açıp Yalnızlığı babamdan öğrendim kapıları kapatıp Hüznün umudun …

Evin minik bir bahçesi vardı. Taşlardan örülmüş yaklaşık bir metre yüksekliğinde bir duvarla çevriliydi. Duvardan daha çok, evin etrafını çepeçevre sarmış bir taş yığınına benziyordu bu. Bahçe minik olmasına rağmen yan yana dikilmiş bir sürü meyve ağacı vardı, doğru düzgün su bile alamadıkları hâlde -görünürde çevremizde herhangi bir su kaynağı yoktu- dalları meyvelerle doluydu, öyle …

Acemi çöllerde bir vaha numarası An çiçek açmış bu is kaos umurunda Çiçekler arttıkça “-ler” vergisi gülüşün Gülünce yeni bir çiçek ardından sadık morluk Sessiz, sakin bir zamansız kişi ben Savaşın içinde amansız Mazi olamayan bir mevzi Kurşunlar gömleğimin düğmelerini açar Ölüm fısıltısı boş kovanların içinde yankılanan Büyüyerek daha sesli Çok sesli Göğsümden ah sen …

Bundan tam üç milyar yıl önceydi. Mavi gezegen kapkara, yuvarlak bir top gibi boşlukta sallanıyor; sönmüş ciğerlerine dolan kirli havayı acı acı öksürüyordu. Yeşil olan her şey çürüyüp yok olmuştu. Uzuvları çeşitli yerlerinden kesilen ağaçlar can çekişiyor; çırılçıplak kalan toprak sıcaktan kavruldukça acı acı inliyordu. O engin, mavi suların her damlasını kana kana içmişti güneş. Çürüyen göklerden tek bir damla …

Bir yıldız kayar gökyüzünden Kayan bir yıldız uğruna Binlerce dilek dilenir hemen Mutlu olmak zengin olmak Aşkı bulmak sağlığa kavuşmak Evlenmek çocuk yapmak İş bulmak terfi almak Gerçekleşmeyecek de olsa Dilenir onlarca dilek Büyük birer inançla Kayıp giden bir yıldız uğruna Bense hiçbir şey dilemek istemiyorum bundan sonra Umudum kalmadı hiçbir şeye bel bağlamaya Olacaksa …

Uğraşma boş yere, sen kafiyelerle anlaşamazsın güzelim. Nazım ölçüsünden ziyade, Nâzım’ın ölçüsü yakışır ruhunun telaşına. Nereden mi biliyorum? Uzak değil, aynadan görüyorum seni. Huzursuzluğunu tanıyorum, Elini koyacak yer bulamayışlarını, “Keşke böyle deseydim” sızlanışlarını, Dinlemiyorlar ki zaten, yok yere sıkma canını. “Kimin gücü kime yeterse” imiş öyle diyor büyük adamlar, Sahi yaş kaç olunca büyüyor bu …

MENU

Back